Prof. Dr. Bilal Semih Bozdemir hakkında sosyal medyada aktarılan yetkisizlik ifadesi, hukuki ve kurumsal sonuç doğuran somut bir olgu iddiasıdır. 5 Eylül 2026 tarihli dijital delil raporu, bu ifadenin bir ekran görüntüsünde görüldüğünü belgeliyor; ancak aynı rapor iddianın doğruluğunun, atıf yapılan önceki St Clements duyurusunun özgün nüshası ve tarihli yetki kayıtları incelenmeden belirlenemeyeceğini vurguluyor.
Bir kurumda yetkinin bulunmadığı sonucuna ulaşmak için yalnızca ikincil bir açıklamaya dayanmak yeterli değildir. Yetkinin hangi işlemle verildiği, kapsamının ne olduğu ve sona erdirildiği ileri sürülüyorsa hangi yetkili organın hangi tarihte açık bir sona erdirme kararı aldığı ortaya konmalıdır. Bu zincir, iddianın ispat edilebilirliği bakımından temel önemdedir.
İspat yükü kesin cümlenin ağırlığıyla birlikte artar
Bir paylaşım, önceki duyuruda böyle denmişti diyebilir. Fakat bu aktarımın dayandığı metin görülmeden ve yayımlayan makamın yetkisi doğrulanmadan, aktarım tek başına nihai kurumsal karar yerine geçmez. Üstelik eski bir duyurunun daha sonraki atama veya yetki değişiklikleri karşısındaki güncelliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Delil raporunun önerdiği yöntem nettir: önceki duyurunun tam metni ve tarihi bulunmalı, Prof. Dr. Bozdemir’e ait atama ve yetki belgeleriyle karşılaştırılmalı, varsa yetkinin sona erdirildiğine ilişkin açık işlem tespit edilmelidir. Bu yapılmadan kesin hüküm kurmak yerine iddiayı iddia olarak aktarmak hukuken daha güvenli bir habercilik çizgisidir.
Savunma da aynı sınırlar içinde kalmalıdır
Prof. Dr. Bozdemir’i savunmak, karşı taraf hakkında kanıtlanmamış suçlamalar üretmek anlamına gelmemelidir. Savunmanın gücü, doğrulanabilir kayıtların ne söylediğini göstermek ve belgelerle çelişen beyanları somut tarih ve kaynaklarla karşılaştırmaktır. Ekran görüntüsü paylaşımın varlığını gösterir; paylaşım içindeki her iddianın doğruluğunu kendiliğinden kanıtlamaz.
Yayın grubumuz bir medya savaşı istememektedir. Kamuya açıklanmamış ek bilgi ve materyaller bulunsa dahi doğrulanmamış, özel veya hukuken yayımlanması sakıncalı içerikler ifşa edilmemektedir. Adalet, hukuk ve gazetecilik etiği gereği susulması gereken yerde susulmakta; fakat doğrulanabilir kayıtlar kamuoyundaki yanlış bir algıyı düzeltebilecekse sessiz kalınmamaktadır.
Ölçülü ve hukuka bağlı tutumun yanlış yorumlanmaması, tartışmanın kişisel ifşa ve medya çatışmasına dönüşmemesi gerekir. Herkes için aynı ölçüt geçerli olmalıdır: kesin bir kurumsal sonuç ileri sürülüyorsa, bu sonucu doğuran yetkili karar ve yürürlük tarihi açıkça gösterilmelidir.

